15 Haziran 2009 Pazartesi

İstanbul Uyanıyor...

Bu pazar güne oldukça erken başladık.. Sabaha karşı 04:00 !! Bir şehir her saat bu kadar mı güzel olur...Aslında başlık biraz hatalı oldu çünkü anladım ki İstanbul hiç uyumuyor. Nereye gideceğimiz konusunda kısa bir kararsızlık yaşadıktan sonra ilk durak olarak Ortaköy'ü seçtik. Sırtımızda fotoğraf makinası , üzerimizde eşofmanlarla biz güne yeni merhaba derken , Ortaköy'de bir grup insan çorba,dürüm ve kokoreç ile günü bitirmeye çalışıyordu. Sanki herkes uyursa tekrar uyanamayacakmış gibi birileri sürekli şehrin bekçiliğini yapıyor ve vardiyası biten bir sonrakine yerini devrediyor. Ortaköy'de birkaç kare fotoğraf çektikten sonra Bebek'e geçip çantamızda ki sandviçlerimizi ve termosumuzda ki çayımız ile balıkçılarla kahvaltımızı ettik. Gün okadar erken ve hızla ağarıyor ki fotoğraflara bakınca saat konusunda sizi yanılttığımı düşüneceksiniz:)Avrupa yakasına "GÜNAYDIN" dedikten sonra , Anadolu yakasına da "GÜNAYDIN" dememek olmazdı , ne de olsa o yakadanız :)) Veeee tabiki istikamet Anadolu Kavağı... Burası gerçekten muhteşemdi. Huzur sanırım sabah saatlerinde orada ,ziyaretine gitmenizi şiddetle tavsiye ederim :P Yoros Kalesinin önünde ki yamaçta durup gözlerimi kapatıp öylece durdum ve derin bir nefes aldım........... Etrafta sadece kuşların ve boğazdan geçen geminin uzaktan gelen makina sesi vardı. Ciğerlerime doldurduğum o nefis kokuyu ise size sanırım tarif edemeyeceğim, dedim ya gidin siz koklayın :) Kavağa vardığımızda saat biraz daha ilerlemiş olsa da henüz uyanan ve bize sıcak çay ikram edecek kimseleri bulamadık. Şansımızı Poyraz Köy'de denemeye karar verdik.Bir arkadaşımın sonradan söylediğine göre yanlış yerden (sahil tarafından) inmişiz açıkçası o tarafı çok beğenmedim. Arabayı park etmeye çalışırken akbaba gibi sabahın köründe peşimiz sıra geldiler, sokağın kenarına park ettiğimiz yerden bile para isteyeceklerdi ki çok kalmayacağımızı söyleyince gittiler!! Çay ocağında istediğimiz çay yaklaşık 15 dk sonra geldi , o arada bizden sonra gelenler çaylarını çoktan içmeye başlamışlardı.Kısacası oraya çok ısınamadım ama güzel başlayan günümü bozmasına izin vermeyerek fotoğraf bile çekmeden oradan ayrıldık.
NOT : Henüz tripod alamadığım ve hala bir amatör olduğum için erken saatlerde ki çekimlerim çok iyi olmadı.Affınıza sığınarak sizlerle paylaşıyorum.










































































































































































8 Haziran 2009 Pazartesi

Paintball Çılgınlığı


Bu pazar sevgili kardeşim Batuhan'ın SBS sonrası sitresini atması için ailecek Paintball oynayalım dedik. Nevzat Demir Beşiktaş tesisleri karşısında Çekmeköy girişinde ki sahaya gittik. Çok keyif aldık ama birçoğumuz sıcaktan fenalaştı, çeşitli yerlerinden yaralandı :)) Yaptığımız en büyük yanlış bu aktiviteyi böylesine sıcak bir havada saat 16:30 'da yapmak oldu.. Bundan sonra en erken akşam 20:00 'de oynamaya karar verdik. Böylece sıcaktan bayılmadan oyuna daha iyi konsantre olabiliriz diye düşünüyorum. 5 metreden daha yakın bir mesafeden vurulunca cidden can yakıyor,can yakmakla kalmıyor kan oturuyor. O yüzden aslında gittiğimiz tesis 5 metre kuralı için biraz ufak bir tesisti, çok dikkatli davranmak zorunda kalıyorsunuz. Gittiğimiz tesisteki fiyatlardan biraz bahsedeyim oyuna girişte 20 YTL ödeniyor içinde 50 adet mermi dahil. Daha sonra alacağınız her birer bardak mermi 7.5 YTL 'ye karşılık geliyor. Eğer hunharca ateş ederseniz oyunu 50 ytl'ye tamamlayabilirsiniz. Az ama öz atarım diyorsanız 35 ytl'ye çıkabilirsiniz. Ne kadar can yaksada bence herkes en azından bir defa denemeli :))












Paintball Tarihçesi

Paintball, yaklaşık 25 yıllık geçmişi olan, nispeten genç bir spor dalıdır. Amerikalı ormancı arkadaşların, kesilecek ağaçları boyarken kullandıkları boya atan tabancalarını birbirlerine doğrultmaları ile şaka olarak başlamış, ancak bu ilhamla 80’li yıllarda ticari bir kimliğe bürünmüş ve tüm dünyada artan bir heyecanla oynanan bir oyun haline gelmiş.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Balat - 24 Mayıs 2009


Bu pazar ,fotoğraf çekimleri için Fener ile Ayvansaray arasında ki Balat'a ufak bir gezi yaptık. Balat eskiden Rumlara,Ermenilere ve İspanyol Musevilerine ev sahipliği yapmış ufacık bir semt. Kilise ve caminin , sinagog ve ayazmanın yanyana görüntülenebileceği yerlerden biri olduğunu düşünüyorum. Daracık sokakları eskiden çok bakımlı olduğunu düşündüğüm üçer katlı cumbalı evlerle dolu , ama malesef artık bakımlı ev sayısı okadar azki...Alışkın olduğum İstanbul semtlerinden en büyük farkı evler arasına gerilmiş iplere asılmış çamaşırlar ve güllerdi. Mahallede ki eski, puslu havayı silmek istercesine heryere ekilmiş güller , çiçekler.Lafı daha fazla uzatmayayım şimdi sözü objektifime takılan fotoğraflara bırakıyorum ...





































































































































































































































































































;;

Template by:
Free Blog Templates