1 Kasım 2009 Pazar
Bu hafta sonu yine uzun zamandır ağzımın suları akarak fotoğraflarına baktığım Güral Spanca 'ya gittik. Tek kelime ile harika bir tatildi ve tadı damağımda kaldı 2 gün kesinlikle yetmiyor :( Otelin çalışanlarından mimarisine herşeyine bayıldım. Tüm çalışanları çok güleryüzlü ve size aileden biri gibi davranıyor, her konuda anında yardımcı oluyorlar. Bayram nedeniyle bu hafta sonu oldukça kalabalık olduğu için masaj için geç saatlere randevu alabildik. En iyisi gitmeden önce randevuları almakmış. Hiç masaj/bakım vs.. yaptırmasanız bile tüm gün (08:00-21:00) spa havuzu,saunalar,şok duşlar,hamam,sıcak taş yatakları,havuzdan faydalanarakta oldukça rahatlamanız mümkün. ilk gün Türk hamamı terapisi(Kese&Köpük masajı) , ikinci gün de Bali masajı yaptırdım. Otelden ayrılırken pamuk gibi yumuşacıktım ve mis gibi kokuyordum. Yaşasın temizlik ,yaşasın MASAJ!! Ayrıca sabah kahvaltısı ve akşam yemeklerinde açık büfe oldukça zengin öyleki akşam yiyorsunuz sabaha acıkmadan kahvaltı başlıyor yine kendinizi alamıyor tıka basa yiyorsunuz yine onları eritemeden akşam üzeri çay saati başlıyor(16:00-17:00) bir sürü tatlı tuzlu kurabiye ve sınırsız çay kahve servis ediliyor. Yani anlayacağınız ye-iç-yat rahatla tatilinin ta kendisi:)) Yılın neredeyse tamamını sitresli bir şekilde çalışarak geçirenlere şiddetle tavsiye ediyorum. Detaylı bilgi için
http://www.guralsapanca.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Yağmur hiç durmadığı için çevre fotoğrafları çekmek nasip olmadı :(
Etiketler: İstanbul Çevresi
12 Temmuz 2009 Pazar
Bu Cumartesi saat 13:00 gibi , Yasemin ,Nüvit ve ben etkinlik köşesinde sizlerle paylaşmış olduğum Starfest'e Solar Beach'e gittik. İyiki yağmur yağacak söylentilerine kanarak organizasyonumuzdan vazgeçmemişiz çünkü hava çook sıcaktı.
Akşam üzeri 16:00 'e kadar Sahil çok güzeldi çünkü çok az insan vardı ve müzikler daha sakindi.Saat ilerledikçe piyasa yapmaya gelenlerin sayısı çoğaldı, biz sahilin kuytu bir yerinde kaldığımız için bu durumdan çok etkilenmedik :) Genel olarak değerlendirmek gerekirse denizin kumluk oluşu çok güzeldi ve beklediğimden çok daha temizdi. Tahmin edeceğiniz gibi tek kötü yanı dalgalı oluşu, gerçi yüzme ile arası olmayanlar için birebir, gir serinle dalgalarla oyna ve çık :) Sahilin dışında terasta da rengarenk minderler ve özel oturma bölümleri mevcut. Yanlız oralarda güzel bir yer edinebilmek için sabah erken saatlerde gitmek gerekiyor.
Gelelim fiyatlara giriş fiyatı normalde 30 YTL ancak backup üyesine ve yanında ki bir misafirine %50 indirim var.Yanlız içeride yiyecek ve içecekler biraz pahallı bira 10 YTL, bir büyük boy pizza 30 ytl, sürekli soğuk birşeyler içmek istediğinizi düşünürseniz sabahtan akşama kadar farkında olmadan çok harcıyorsunuz, benden uyarması :) Oradayken İstanbul'da olduğunuzu tamamen unutuyorsunuz bence yazın sıcağından çok bunaldığınızda aklınızın bir kenarında olması gereken bir alternatif. Ama pazar günleri için bence hiç düşünmeyin çok kalabalık olacağını düşünüyorum, tabi eğer benim gibi kalabalık plaj sevmiyorsanız. Bir de gözüme çarpan en büyük eksiklik çöp kutuları, kumsalda bizim bulunduğumuz yerin yakınında ve terasta geçtiğim yerlerde hiç çöp kutusu göremedim.Belli bir saatten sonra kalabalıklaşınca da çöplerinizi toplamaya görevliler gelmez oluyor :(
Gelelim Starfest'e :) Akşam üzeri 100'e yakın teleskop Beach'in çeşitli yerlerine yerleştirildi.Çıkarken teleskoptan baktım ama hayalimde ki gibi bir şey göremedim, sanırım hava uygun değildi ... Akşam 21:45 gibi Ajda sahneye çıktı , valla ne yalan söyleyeyim kıskanmamak elde değil o yaşta 25 lik kızlara taş çıkaracak bir fiziğe sahip. Yine herzaman ki gibi çok güzel seslendirdi parçalarını ama malesef sahne performansı çok kötüydü... Bu kadar güzel şarkı söyleyen birisi nasıl olurda ritim duygusundan yoksun olur ve dans edemez aklım almıyor. Ama ne yapalım her güzelin bir kusuru vardır bu da onun ki olsun :))
Bu arada bu organizasyon Kültür Üniversitesinin Astronmiyi kullanarak bilimi insanlara sevdirmek için düzenlemiş olduğu bir festivaldi. Bundan sonra ki yıllarda da yapılmaya devam edileceklmiş. Benden söylemesi :P
Etiketler: İstanbul Çevresi
3 Mayıs 2009 Pazar

Biraz ileride bahçesinde ağaçtan evi olan bir çiftlik evi gördük çok ama çok güzeldi.. Yerde bir sürü mantar vardı. Bir tanede mürekkep mantarına rastladık , üstü beyaz masa lambasına benziyor altı siyah elini değdirenin elini simsiyah yapıyormuş. Babam söyledi ve çok az rastlanan bir cinsmiş. Onun resmide annemin makinasında alır almaz onuda ekleyeceğim söz. Diğeri de bildiğimiz mantar aşağıda resmini görebilirsiniz. Bunların dışında ağlaç,kızılcık ve dağ armudu gördük ve babamın sayesinde hepsinin tadına baktık. Batu'nun deyimiyle babam Survivor'a katılsa aç kalmayacak:)) Ne bulursa yedi valla.Eve dönüşte dekor amacı ile yediğimiz ağlaç ve kızılcıklardan topladık.
Burada ki yürüyüşümüzü tamamladıktan sonra hemen girişteki "Mudurnu Büfe" sinde neler varmış diye bakalım dedik. Dağ çileğinden,kızılcıktan yapılmış reçeller,uğut(Tahıl özü marmelatı,Buğday çiminden yapılıyormuş) ,fasulye ,karnı kara fasulye,vs.. satılıyordu. Karnı kara fasulye dikkatimiz çekti börülcenin fasulye ebatlarında olanıymış. Ben ilk defa gördüm hepimiz aldık. (Hatta geçen gün babam pişirmiş nefis birşeydi, ben de bugün suya koydum yarın yapacağım.) Sonra da dönüş yoluna koyulduk. Elimizde ki kitaba göre buraya gelmeden önce Sülüklügöl'ü görmüş olmamız gerekiyordu. Sonra annemle Sülüklügöl'ün Dokurcun köyü içerisinde kalmış olabileceğini düşündük. Dönerken oraya da uğramaya karar verdik. Nitekim yanılmamışız oradaymış. (Yukarıda bahsettiğim,girmeyi düşünüp ama sonra düz gitmeye karar verdiğimiz yol) Neyse bir köylüye yol sorduk tarif etti ,"Uzak mı amca?" dedim yok yakın dedi. Eh bizde inandık.Daracık bir dağ yoluna girdik bazen öyle yerleden geçiyoruz ki karşıdan araba gelse imkanı yok geçemez.Karşıdan araba gelmemesi için dua ederek başladık dağa çıkmaya. Etraf tam bir bitki şöleni envai çeşit bitki var. Şakır şakır yanımızdan akan derenin sesi, yer yer ufak şelaler oluşmuş,harika bir yol. Ama git git bitmiyor ,yolda kötü zaten tangır tungur...Zaten turlar buraya offroad için geliyormuş genelde. Ama aramızda ki fark onlar Toyota ile gelmiyorlar :)) Ehh doğa sevgisi de bir yerden sonra yerini esas görmek istediğin şeye ulaşmanın verdiği sabırsızlığa bırakıyor. Bir süre sonra yolda "su boşaltmak" için durmuş bir gence sorduk "Daha çok var mı göle?" .Çocuk biraz duraksadıktan sonra "Biraz!!" dedi. Eh ...git git bitmez hala. Biryerde içi boş park halinde arabalar gördük. "Bunlar yola devam edememişte buraya mı bırakmış acaba?" dedim. Bizimkiler (Babam ve Nüvit) dalga geçti .Çok geçmedi dalga geçme sırası bana geldi. Araba çamura saplandı. Biraz Nüvit'inde payı var tabi laf aramızda :) Neyse hepimiz indik arabadan Nüvit geri geri diğer arabaların oraya çekti arabayı. Arkamızda ki arabada biz gidemeyince denemedi oda park etti. "Napsak , yürüsek mi ?, acaba çok yol var mı?, buraya kadar gelmişken dönülmez!" vs.. diye karar vermeye çalışırken diğer araba biz deneyeceğiz diyerek çıktılar araba ile. Tam o sırada bir araba yukarıdan iniyordu ,durdurduk ve malum soruyu sorduk :"Daha çok var mı? yürüsek nekadar sürer?". Meğer o araç Milli parkı işletenlerin taksisiymiş diğer yolda kalanları geri götürüyormuş dönüşte sizi alırım dedi. Yürürsek yarım saatte gidermişiz. Bizde boş boş bekleyene kadar yürüyelim yoldan bineriz dedik. Çamura bata çıka başladık yürümeye.Çamur bir garip ayağımı kaldırırken ayakkabımı orada bırakacakmışım gibi hissediyorum ,yapış yapış. Epey yürüdükten sonra Taksi geldi. Yalnız iyiki gelmiş çünkü epeyce daha yol varmış 45dk falan yürürmüşüz biz o yolu.Neyse geldik mi Meşhuuuurr gölümüze.Bu arada burası Milli Park ilan edildiği için giriş ücretliymiş 1 YTL :)
Sülüklü göl denizden 1200 meter yükseklikte bir set gölüymüş. Erezyon sonucu oluşmuş.
Yandaki resimde Göl içerisinde görmüş olduğunuz direkler toprak kaymasından önce birer ağaçmış. Aslında öglün tek özelliği bu yoksa başka bir özelliği yada güzelliği yok. Hatta yolda dönerken orta yaşın üzerinde bir çift daha çok yol olup olmadığını ve görmeye değer olup olmadığını sordu. Bizde resimleri gösterip siz karar verin ama bizce boşuna çıkmaya çalışmayın dedik:) Bizim için değişik bir macera oldu ama o amca ve teyze için ağır bir macera olabilirdi...Şimdi anladınız mı yukarıda "iyiki Dokurcun'a girmemişiz ilk olarak" dememin nedenini,aç karnına bu dağ başında böyle kalsaydı ne yapardık bilmiyorum.Öyle etrafta yiyecek ağlaç,kızılcık falanda yoktu :)) Neyse soran olursa "Ben set gölü gördüm" diyebiliriz artık... Dönerken acdayip karnımız acıkmıştı. Bari yöreye özgü bir yemek yiyelim dedik. Yolda bir gence sorduk :
- Ben : Buranın nesi meşhur?
- Biri :Keşkek, dedi.( Bayılırım keşkeğe!! )
- Ben :Nerede güzel yapılır?
- Biri :Yapan bir yer yok ,evlerde yaparlar.
- Ben :Peki , en güzel hangi ev yapıyor ?? dedim.
- ?!!!????... Çocuk şaşkın şaşkın suratıma bakarken biz kahkahalarla gülüyorduk :))))
"Biri" ne teşekkür edip uzaklaştık. Annem de tutturdu 500 yıllık ağacı göreceğim diye!! Eh iyi dedik görelim.Onun yerini bulmamızda bir olay ama anlatamayacağım yoruldum. Gittik onu da gördük ,gövdesi kocaman aynı anda 10 insan falan girebiliyormuş.
Ve sonrası da yarı baygın eve dönüşşş..... Çok gezdik,eğlendik ve çok yorulduk:) Süper bir ailem var valla hiç gıkları çıkmadan hatta bazen benden daha enerjik gezdiler onca yeri. Bende onların yaşında inşallah onlar kadar enerjik olabilirim....
Etiketler: İstanbul Çevresi
2 Mayıs 2009 Cumartesi
(Fotoğrafların izinsiz kullanılması yasaktır..)
Etiketler: İstanbul Çevresi






